Yüce yaratıcı dünyaya bir hücre içinde ,tüm canlılık aleminin şifrelerini içeren tohumu serptiğinde ,dünyada yaşam başladı. Bu kadar muhteşem bir mekanizmanın kendiliğinden ,bir anda veya kozmik enerjiyle,yada organik çorbanın yüksek voltajlı şimşeklerin etkisiyle düzenli bir organizmaya dönüşmesi elbette düşünülemez. O halde dünyaya serptiği tohumun içinde öyle bir genetik şifre vardı ki,milyonlarca değişik türe dönüşme potansiyeline sahip bir ana hücre. Gerisi doğa ve evrime kalmış. Burada değişik canlı türlerini bir kenara bırakırsak,insan türü için de, bunun bir öncesi olmalı. Ben kendi adıma 20 yıl önce aklıma takılan bir sorunun cevabını o zaman vermiştim. Soru şu;beyinmi vucud için var, yoksa vucud mu beyin için. Bunun evrimle ne gibi bir alakası var diye düşünebilirsiniz. Bağlantıyı yazımızın sonunda kuracağız.
Bütün canlılar içinde bulundukları doğal ortamdan kaynaklanan türlü tehlikeler ile karşı karşıya. İşte bu tehlikelere uyum gösterme ve savunma geliştirme yetisi ,o türün soyunun devamını sağlar. Biz klasik evrim geyiklerine girmeden, yani maymundan falan gelme hikayesine aldırış etmeden ,insanın daha eski atalarını hayal edebilirmiyiz. Bizi biz yapan her şey beyin ve onun anlaşılmaz gizemleri. Ama beyninde öylece, bugünkü halinde yaratıldığını düşünmek saflık olur. Beynin de kendi içinde bir evrimi mutlaka vardı. İşte gidebildiğimiz en arkaik ,kendi kendine düşünebilmenin ilk ilkel kıvılcımlarına sahip bir organizma düşünün. Organizmanın gelişmişliği arttıkça savunma korunma ihtiyaçları da artacaktır. Şöyle düşünebilirsiniz ilk başta 5 milyar hücreden oluşan bir organizma gittikçe kendisine yeni katılan hücrelerle yeni yetenekler kazanıyor. Ve bu yeni katılımlar ,yeni yetenekleri beraberinde getiriyor. Daha sonra organizmanın büyüklüğü ve gelişmişliği her gün artarken hücre sayısı trilyonlara ulaşıyor. Düşünen bu yapının, olduğu yerde kendini koruması elbette mümkün değil. Bir yerden bir yere gitmek için ayaklar ,beslenmek ve kendini korumak için kollar,görmek için gözler,duymak için kulaklar geliştiriyor. Yani aslında, aslımız olan ve büyük bir enerjiyle çevrili o ilk nokta ,en eski biz neresiyiz bilmiyoruz. Beynimizin derinliklerinde bir yerde. Ama vucudumuz o asıl bizi taşımak ,gezdirmek,türümüzü korumak,çoğaltmak için bir araç. Adeta koruyucu zırhımız. Vucudunun, boyundan aşağısı iş görmeyenler yaşamlarını sürdürebiliyorlar. Hissetmeden,dokunmadan,kör ise görmeden sağır ise duymadan yaşayabiliyorlar. Rüyalarımızda fizik bedenimize ihtiyaç duymadan acı çekebiliyoruz,keyif alabiliyoruz. O zaman teorik olarak uygun yaşam ortamı sağlandığında ,beynimiz bedene ihtiyaç duymadan yaşayabilir.
Ama burada şu soru akla gelebilir. Hiç hissetme,dokunma,üzülme,acı çekme deneyimi yaşamamış bir fiziki bedensiz beyin bunları hissedebilirmi?. Bence hissedemez. İşte o nun için beyin geliştirdiği bacaklar,kollar,gözler,kulaklar diğer uzuvlar ve organlar ile bu kadar fazla yetenek kazandı. Yani aslında bizler ve diğer tüm canlılar iç içe girmiş iki ayrı yapıdan oluşuyor. Birincisi asıl biz olan beyin ve diğeri onun hizmetkarı yada aracı fizik beden. İşte evrim böyle bir şey. Öyle maymundan geldik söylemleri ile evrimi nerdeyse sonlardan başlatırsanız,yüce yaratıcının canlılık üflediği o muhteşem düzeni iyi anlatamazsınız. Eğer içimizdeki asıl biz ,ayaklarını kollarını sonradan kazandıysa,ileride pekala bu uzuvlara gerek duymadığında onları köreltebilir. Örneğin suda yaşamayı seçseydik bu ayaklara ihtiyacımız olmayacaktı. Yada bir şekilde yer çekimsiz uzayda yaşama şansı bulsaydık, yine ayaklara ihtiyacımız olmayacaktı. O zaman sadece kolları olan daha küçük bir beden yeterli olabilirdi.
Ve yarı yarıya azalmış kütlesi ve ağırlığı olmayan bir bedenin enerji ihtiyacı da yok denecek kadar az olacaktı. Sadece düşünmek için enerji gerekecekti. Ve beklide uzayın farklı fiziksel kurallarına uyum sağlamayı başaran bu yeni tür insan , zamanla kaslarının çoğunu köreltmiş,kemiklere ihtiyacı olmadığı için kıkırdak iskeletli,saydam derili,tamamen farklı bir türe dönecek,ve okullarında dünyada karasal sınırlar için savaşlar vermiş,para denen kağıt hammaddeli bir nesne için cinayetler işlemiş bir ataya sahip olduklarından hayretle söz edecekler.
Sonuç olarak dostlar,insan açısından bu evrim meselesini şöyle bağlayabiliriz,yıllar önce kendime sorduğum soruyu cavaplayarak. Vucud beyin için vardır. Ve evrim beyin için vucudu bugünkü haline getirmiştir. Yarın şartlar değiştiğinde evrimin bizi ne yapacağı belli olmaz. En azından fiziki bedenimiz için ne olacağı belli olmaz. Bu bölümde fiziki bedenimizin evrimine bir giriş yaptık sonraki yazılarımızda ,düşünce evrimi mümkün mü ve düşünce bir enerji ise öldükten sonra geriye kalan anılar ve düşüncelerden oluşan bir enerji yumağımı onu konuşacağız.
Yorum Yap,Fikrini Paylaş