6 Eyl 2009
Futbol kuralları üzerine
Yazar: Dr. Atilla BARKAN | Kategori: Spor
Facebook'ta Paylaş
Günümüzde mliyonlarca kişinin ve özellikle erkeklerin vazgeçilmez ve önlenemez hobisi futbol kuşkusuz. Hem oynayarak hem de izleyerek. Ancak kayıtsız şartsız uyguladığımız futbol oyun kuralları nekadar uyuyor bu oyunun ruhuna. Bence büyük yanlışlar var ve eninde sonunda değiştirilecek. İşte benim tesbit ettiğim bazıları. Okuyun bakalım bana katılacakmısınız.
1-Hucum eden oyuncu rakip kaleye şut attığı zaman eğer top kale direğine çarpıp çıkarsa n olur. Bugünkü kurallara göre aut. Ancak bence korner ile devam etmeli oyun. Neden.Çünkü burada top savunma oyuncusu gibi savunma yapan takımın kaledireğine çarpıyor. Kale direği bu takımın cansız savunma elemanlarından biridir. O top kalenin içinden de dışından da geçebilirdi.. Bu tamamen kale direğinin kalınlığı ile ilgili bir durum. Yani top savunma yapan oyuncuya çarpıp dışarı çıktığın da korner oluyorsa ,direk te burada savunma yapan oyuncunun kalesinde bir avantaj oluşturuyor. Yani burada hucum eden oyuncuya karşı bir dez avantaj oluşuyor. oysa avantaj bir tarafa fazla bir tarafa az olmamalı. oysa direk burada savunmaya yardımcı olma durumunda ,hemde iki yan ve bir üst direkle
2-Ofsayttaki girdi çıktı uygulaması tamamen yanlış ve hucum eden tarafa bir dezavantaj oluşturuyor. Kuralın amacı nedir. Hucum eden oyuncunun,savunma yapan oyuncu karşısında bir avantaja sahip olmaması. Girdi çıktıda önce ofsayt da olan oyuncu savunma oyuncusunun gerisine geçerek avantajını ortadan kaldırıyor, yani tekrar savunma yapan oyuncu ile eşit şartlara geliyor. Peki o zaman neden oyunu ofsayt ile kesip savunma oyuncusuna avanta sağlıyorsun. Kesinlikle yanlış. Girdi çıktı türünden saçma ofsayt uygulamasının hemen kaldırılması gerekmektedir.
3-ceza sahası içinde hucum oyuncusu düşürüldüğünde penaltı olur,peki penaltı nereden atılır,penaltı yapılan nokta nerede olursa olsun penaltı noktasından. Yanlış şurada. Şimdi ceza sahasına hemen girer girmez faul yapıldığında top nereye getiriliyor,kaleye daha yakın penaltı noktasına. Yani burada cezayı abartıyoruz,oysa vuruş faulün yapıldığı yerden ve önünde kimse olmadan yapılmalı. Bu şekilde hakemler de ceza sahası içindeki faullerde daha rahat davranırak strese girmezler.hemde bir takım aleyhine abartılmış bir ceza verilmemiş olur. Altı pasdaki fauller de yine şimdi olduğu gibi aynı noktadan yapılmalı.
4- korner atışları tamamen hucum eden takımın avantajını keser biçimde değerlendiriliyor bugün. Oysa ceza alanına yakın bir yerden korner olduğunu varsayalım. Sen ne yapıyorsun kaleye yakın avantajı alıp daha uzak bir yerden korner attırıyorsun. Oysa topun çıktığı yerden korner atışının yapılması gerekir ki hucumcunun avantajı yok olmasın. Adam kaleye 3 metre kala şut atacak ama korner oluyor yada savunmacı müsait pozisyonda topu kornere atıyor. Nasıl olsa top kaleden uzaklaşıyor. Buda savunmacıya haksız bir avantaj sağlıyor.
5-Sakatlık durumlarında dışarı alınan oyuncu anında içeri giriyor. Dışarı alınan oyuncunun 3 dakikadan evvel oyuna katılması engellenmeli. Çünkü çok çalışıp kondüsyonu iyi olan takımın avantajı bu şekilde yok ediliyor. Yani koşamayan oyuncu oyunu soğutmak için bu tür numaralara baş vuruyor. Oysa bu engellense hem sakatlık gerçekse daha iyi değerlendirilir,değilsede diğer takımın avantajı korunmuş olur.
Şimdi siz karar verin hangi kurallar daha adil.
Bu yazı
Pazar, Eylül 6th, 2009 tarihinde 22:39 sularında yayımlandı.
Himayesinde olduğu kategori Spor kategorisidir.
Ayrıca yorum, ya da geri izleme yapabilirsiniz.
Eylül 26th, 2009 at 17:26
Hürmetli büyüğüm beni futbolcu yap…
Destek olursan ben 1 yıl sonra gündemde olurum…
Ocak 4th, 2010 at 23:58
Bilderberg, Dünya Kupası ve Siyonist Vahşet
Bu günlerde dünya kamuoyunun gündeminin birinci maddesi dünya kupası maçları. Neredeyse bütün dünya kamuoyu bu maçlara kilitlenmiş durumda. Aslında bu, çağdaş emperyalizmin uyuşturma politikasının belirgin bir başarısıdır. Bir tarafta Güney Asya’da oldukça tehlikeli bir nükleer savaştan söz ediliyor. Bir tarafta siyonist vahşet, Filistin halkına karşı zulüm ve vahşetini tırmandırıyor. Bir tarafta Amerika’da toplanan Bilderberg grubu global dünya politikalarıyla ilgili yeni planların geleceğini tartışıyor; görünüşte bağımsız, gerçekte ise Gizli Dünya Devleti’nin sömürgesi durumundaki ülkelere yeni kaftanlar biçiyor. Bütün bu ciddi ve önemli gelişmelere rağmen, kalabalık kitlelerin konuştuğu tek şey var: Dünya kupası maçları. İsrail işgal devletinin vahşi saldırılarını gündemlerine bile almayanlar dünya kupası maçlarını seyredebilmek için dükkanlarını kapatıyor, meydanlara televizyonlar kuruyorlar.
Bu durum karşısında önce emperyalizmin “uyuşturma politikası”nı bir gözden geçirmeye ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Ondan sonra da biraz Bilderberg toplantısı ve Filistin’de son zamanlarda yeniden tırmanış gösteren siyonist vahşet üzerinde durmak istiyoruz.
Emperyalizmin Uyuşturma Politikası
“Uyuşturma politikası”nın amacı insanlardaki düşünce kabiliyetinin öldürülmesi suretiyle onların emperyalizm açısından etkisiz ve tehlikesiz hale getirilmesidir. Uyuşturma politikasında daha çok gençlik hedef alınır. Çünkü gençlik potansiyel bir güçtür. Emperyalizmin kontrolünden çıkması halinde ciddi tehlike arz edebilir. Gençliğin emperyalizme karşı yürütülen propagandadan etkilenmemesi ve her an emperyalizme hizmette kullanılabilecek bir kafa yapısına kavuşturulması için “uyuşturma politikası”na büyük önem verilir. Bugün İslam dünyasındaki gençliğin önemli bir kesimi uyuşturma politikasının kurbanı olmuştur. Uzun yıllardan bu yana uygulanmakta olan uyuşturma politikası İslam ülkelerinin gençliğini öyle bir hale getirmiştir ki bu gençler artık zevk ve eğlencelerinden başka bir şey düşünmüyorlar. Ciddi konular üzerinde düşünme ihtiyacını duymuyorlar. Günlerini gün etme çabasındalar. Dünya üzerinde olan bitenleri, kalabalık topluluklara yönelik zulüm politikalarını, insanlara karşı işlenen haksızlıkları sadece mizah dergilerinden okuyorlar ve bu gelişmeler onların eğlencelerine malzeme oluyor. “Bugünün yarını varsa bizim halimiz ne olur” diye düşünme ihtiyacı duymuyorlar. İşte bu vahim durum emperyalizmin “uyuşturma politikası”nın bir neticesidir.
“Uyuşturma politikası”nda kullanılan çeşitli unsurlar vardır. Bunların en tehlikelisi uyuşturucudur. Bundan sonra alkollü içkiler vs. gelir ki bunlar da insanların düşünce kabiliyetini öldüren tehlikeli maddelerdir. Uyuşturma politikasında kullanılan diğer unsurlar arasında da spor, müzik, dans, toplu eğlenceler vs. gelir. Hepsi bu kadar değil tabii ama bunlar yaygın olanlar. Bunlardan bazılarına oldukça masum şeyler, gençliğin zamanını değerlendirmesi için mutlaka yararlanılması gereken unsurlar olarak bakılıyor. Bu düşüncenin yayılmasında da emperyalizmin etkisi vardır. Mesela spora bu şekilde bakılır. Oysa bu bir tuzaktır. Emperyalizm bu inancı haklı göstermek için yaptığı propaganda faaliyetlerinde sporu genel mahiyeti ile ele alır. Ama gençliği uyuşturmada sporun bir asabiyet vesilesi olarak ele alınması için çaba sarf eder.
Spor denilince beden terbiyesi anlaşılırsa buna aklı selim sahibi hiç kimse karşı çıkmaz. Ama spor diye bir takım ligi birincilikle kapattığı için on binlerce insanın sokaklara dökülerek gürültü etmesi, hengame çıkarması, ülke fethetmiş gibi kutlamalar yapması anlaşılırsa işte o zaman emperyalizmin tuzağına düşülmüş olur.
Emperyalizm gençliği faydasız ve gereksiz şeylerle uğraştırırken faydalı ve gerekli hususlardan uzak kalmasını sağlamaktadır. Dünya Müslümanları çok çeşitli problemlerle karşı karşıyayken İslam ülkelerindeki gençlerin çoğu aralarında futbol maçlarından başka bir şey konuşmazlarsa emperyalizmin yıllardan bu yana sürdürdüğü “uyuşturma politikası” başarılı olmuş demektir.
Bilderberg Toplantısı
Bu yıl ki Bilderberg toplantısının dünya kupası maçlarının başlamasının hemen öncesine denk gelmesi bir tesadüf olsa gerek. Çünkü Bilderberg Grubu’nun toplantısı her yılın Mayıs ayının son haftasında gerçekleştiriliyor. Ayrıca bu oluşumun faaliyetleriyle, kitleler çok fazla ilgilenmezler. Daha çok dünyaya hükmeden politikaları yakın takibe alma, global politikaların gidişatını inceleme ihtiyacı duyanlar ilgileniyorlar. Zaten medya organları da söz konusu oluşumun faaliyetlerine çok fazla temas etmiyor. Temas etseler de içeriğiyle ilgili bir şeyler yansıtma imkanına sahip değiller. Çünkü verilen bilgilere göre toplantıya alınanlar dışarıya bir kelime dahi sızdırmamak üzere yemin ediyorlar. Toplantıda not tutmalarına bile izin verilmiyor.
Bilderberg Grubu normalde 1954′te ortaya çıkmış bir oluşum. Ama temeli bu yüzyılın başlarına kadar dayanıyor. Çünkü bu yüzyılın başlarında oluşturulan Illuminati şebekesinin bir parçası durumunda. Bu şebekenin geliştirdiği bir Yuvarlak Masa teorisi var. Bilderberg de işte bu teoriye göre şekillenmiş ve Yuvarlak Masa oluşumlarından biri durumunda. Illuminati şebekesi ise çok daha kapsamlı bir şebeke.
Bu şebekenin daha çok çağdaş sömürgeci güçlerin dünyayı tek merkezden yönetmek amacıyla geliştirmiş oldukları bir şebeke olduğu, dolayısıyla bu şebekenin bir Gizli Dünya Devleti yahut global anlamda bir Derin Devlet niteliği taşıdığı vurgulanıyor. Fakat bu şebekenin arka planında duran uluslararası siyonizm gerçeği birçoklarının dikkatlerinden kaçmış gibi görünüyor. Bununla birlikte bazı araştırmacılar bu gerçeği de dikkatten uzak tutmamaya çalışıyorlar.
Illuminati şebekesinin alt yapısını oluşturan kişi Güney Amerika’da kabileleri birbirine düşürerek o topraklarda kontrolü ele geçirmesiyle tanınan Cecil Rhodes. Bu kişi daha sonra dünya ülkelerine yöneticiler yetiştirilmesini ve onlar vasıtasıyla bütün dünyanın tek merkezden kontrol edilmesini sağlamak amacıyla Rhodes Bursları’nı oluşturuyor. Ölürken de mal varlığının bu burslar için kullanılmasını vasiyet ediyor. Fakat işin ilginç tarafı bu şebekenin teorik ve siyasi cihetinde Cecil Rhodes’in ismi anılsa da işin asıl sermayesini sağlayanların, dolayısıyla kurulan şebekeye yön verenlerin Rothschild Ailesi olduğunu görüyoruz. Bu aile ise yahudi. Bu ailenin daha sonra Nazilerle de işbirliği içine girdiği görülüyor.
Bilderberg Grubu, Gizli Dünya Devleti’nin veya bir diğer isimle Derin Dünya Devleti’nin bütün dünyayı kuşatmaya çalışan karanlık örgütlerinden sadece biri. Burada verdiğimiz bilgiler de konuyu anlamanızı değil belki biraz merak etmenizi sağlayacak bilgiler. Bu global karanlık şebekenin nasıl işlediği konusunda, bu konuyu merak eden araştırmacıların hiçbiri yeterli bilgi sahibi olamamışlar. Ama zihinlerde ciddi şüphelerin ve uluslararası siyonizmin bu karanlık ağdaki rolü hakkında fikirlerin oluşmasını sağlayacak önemli bilgiler var elimizde. Biz bu bilgileri okuyucularımızla paylaşmak istiyoruz. Bu konuda çalışmalarımızı sürdürüyoruz ve Yüce Allah’ın bizi muvaffak kılmasını diliyoruz.
Tırmanan Siyonist Vahşet
Siyonist işgal devleti 29 Mart 2002 tarihinde başlatmış olduğu vahşi operasyonu bir ara nispeten hafifletir gibi bir intiba verdi. Bu konuda ikna edici olabilmek için de özerk yönetimin lideri Arafat’ın etrafında oluşturmuş olduğu kuşatmayı kaldırmıştı. Oysa bu kuşatmanın kaldırılmasına paralel olarak bir sürü oyun oynandı. Öte yandan işgalcilerin vahşi saldırıları da son bulmadı. İşgalciler bu kez, Batı Yaka’nın bütün şehirlerine yönelik olarak eşkıya baskınları düzenlemeye başladılar. Bu baskınlarda evlere giriyor, insanları evlerinden alıp esir kamplarına götürüyor, eşyalara zarar veriyor, kadınları ve çocukları rencide ediyorlardı.
İşgalciler son günlerde dünya kamuoyunun dikkatlerinin dünya kupası maçlarına kilitlenmiş olmasını fırsat bilerek vahşet ve saldırılarını daha da tırmandırdılar. Bu saldırılarında Batı Yaka’daki bütün şehirlere ve mülteci kamplarına girerek baskınlar düzenledi, evleri yıktı, binlerce insanı tutuklayarak esir kamplarına götürdüler.
İşgalciler büyük bir katliam gerçekleştirdikleri Cenin’e 27 Mayıs 2002 gecesi yeniden baskın düzenlediler. Birçok tank ve zırhlı araç desteğinde şehre giren işgalci saldırganlar, bazı kişileri aradıklarını ileri sürerek evlere baskınlar düzenledi, insanları huzursuz ettiler. Baskın esnasında havada da ABD’nin işgalci siyonistlere özel ikramı olan Apaçi helikopterleri uçuş yaptı. İşgalci saldırganlar şehre bütün giriş kapılarından baskın düzenleyerek tüm giriş çıkışları kontrol altına aldı, sonra da şehirde sokağa çıkma yasağı uygulamaya başladılar. Saldırganlar bazı evlere düzenledikleri vahşi eşkıya baskınlarında evlerin kapılarını kırdılar. Baskın düzenledikleri evlerin ahalilerine, Salim Askeri Soruşturma Bürosu’na müracaat etmeleri gerektiğine dair evraklar bırakarak, insanların kendiliklerinden gidip işgalci vahşete teslim olmalarını istediler.
İşgalciler aynı gece güneydeki Batı Yaka şehirlerinden Beytlaham’a da baskın düzenlediler. Bu şehirde daha önce kuşatma altına almış oldukları Mehd kilisesini yeniden kuşatmaya alarak kin kustular. Bu şehirde birkaç gün işgallerini sürdüren saldırganlar birçok eve baskın düzenleyerek tutuklamalar yaptılar.
İşgalcilerin son günlerde vahşi yüzlerini en fazla ortaya çıkardıkları yer ise Nablus şehri ve bu şehrin yakınında bulunan Belata mülteci kampı oldu. İşgalci saldırganlar Belata mülteci kampında 15-45 yaş arasındaki tüm erkekleri tutuklayarak esir kamplarına götürdüler. Bunlardan bazılarını işkence merkezleri olarak bilinen özel sorgulama merkezlerine götürdüler. Diğerlerini ise esir kamplarında aç, susuz ve her türlü barınma imkanından mahrum bir şekilde bekleterek evlerine dönmelerini engellediler. Belata kampında en az 3500 kişinin tutuklanarak esir kamplarına götürüldüğü bildirildi. Belata mülteci kampı ahalisinin yaptığı şu çağrı düşünenler için ibretler içeriyor olsa gerek: “Dünya kupası maçları, burada bir halkın genciyle yaşlısıyla, kadınıyla erkeğiyle, çoluğuyla çocuğuyla toplu imhaya, zulme ve işkenceye maruz bırakılması olayından daha mı önemlidir? İşgalciler Belata mülteci kampında gördükleri her şeye karşı terörist bir saldırı başlatmış bulunuyorlar. İşgalci askerler kampta ikamet eden erkeklerden 15-45 yaş arasındakilerin hepsini tutukladı, kampın dışındaki sahalarda oluşturulan esir kamplarına götürdüler. Bunlardan bazılarını Hivara’da oluşturulan siyonist sorgulama merkezine götürdü ancak diğerlerinin kampa dönmelerine izin vermediler. Bu tutuklama kampanyası sebebiyle 3500 kadar erkek kampın dışına çıkarıldı, gözetim altında tutuluyor. İşgal güçleri onları götürdüğü yerlerde yeme, içme ve barınma imkanlarından mahrum bir şekilde bekletiyor… Hal böyleyken Belata kampı ahalisi de kendileriyle ilgilenecek erkeklerden mahrum bir halde. Kampta bulunan erkekler ya çocuk yaştakiler ya da yaşlılar. Onlar da kampta korku saçan, karşılarına çıkan her şeyi dağıtan, tahrip eden terörist işgal kuvvetlerinin şiddet uygulamalarıyla karşı karşıya. İşgalci askerler kadınları ve çocukları korkutarak, tehdit ederek kampta tam anlamıyla terör estiriyorlar.”
Siyonist işgalcilerin son günlerde tırmanan vahşetlerinden pay alanlar sadece buralar değil. 31 Mayıs 2002 tarihinde de Batı Yaka’nın kuzeyindeki şehirlerden Tulkerem’e üç cihetten girerek bütün her tarafında terör estirdiler. Benzer şekilde Kalkiliya şehrine de girerek aynı zulmü tekrar ettiler. Batı Yaka’nın güneyinde bulunan el-Halil şehri ve bu şehrin yakınında bulunan Halhul kasabası da siyonist vahşetin, şiddet ve dehşetine bir kez daha maruz kaldı ve buralarda da onlarca insan tutuklanıp esir kamplarına götürüldü.
Batı Yaka bölgesinde böyle terör estiren işgalciler, Gazze’de de özellikle Rafah ve Han Yunus kentlerinde oturanların üzerine ateş ederek birçok kişinin yaralanmasına sebep oldular. Bu bölgedeki insanlar kendilerini sürekli siyonist saldırganların saldırı tehditleriyle karşı karşıya hissediyorlar.
Kısaca söylemek gerekirse Batı Yaka ve Gazze bölgesinde siyonistlerin son günlerde yeniden tırmanışa geçen zulüm ve vahşetlerinden etkilenmeyen bir tek Filistinli bile mevcut değil. Siyonist saldırganlar tüm Filistinlilere hayatı zindan etmeye ve böylece onları ölümle, öz yurtlarını terk etme arasında bir tercih yapmaya zorlamak istiyorlar. Bu durum karşısında dünya Müslümanlarının Filistin halkını yalnız bırakmamaları gerekiyor. Çünkü Filistin topraklarının savunulması bütün Müslümanların ortak sorumluluğudur. Filistin’e ilgimiz gündelik ve heyecana bağlı olmamalı; istikrarlı, tutarlı ve sonuç getirecek bir ilgiyle ilgilenmeliyiz.