12 Nis 2010

Her insanın bir mucize hakkı vardır-Gerçek bir olay-Kısa Hikaye

Yazar: Dr. Atilla BARKAN | Kategori: /" title="ColdHackers kategorisindeki tüm yazıları göster" rel="category tag">ColdHackers
Facebook'ta Paylaş

Dr Aslan Arkan ,Kars ili Arpaçay ilçesi gönülalan köyü. Sağlık bakanlığının rutin, mecburi hizmet kura çekimlerinden birinde  salonu dolduran yüzlerce genç doktor için bir şey ifade etmeyen bu anons, dr aslan için adeta bir hayal kırıklığı olmuştu. Anonsu yapan görevli ne kadar çok yer ismi sıralamıştı onu bile takip edememişti. Sesler adeta derin bir kuyundan gelmeye başlamış, sanki birisi görev yerini tekrar tekrar beynin içine vururken bütün vücudu ter içinde kalmıştı. Soluk almakta bile zorlanıyordu. Genç eşi ve kızı geldi gözünün önüne. Öyle ya hayatında Nevşehirin ötesine bile geçmemişti,doğu anlamında. Daha yaşını bile yeni doldurmuş küçücük kızı ve eşiyle nasıl gidecekti oralara. Terör tehlikesi de cabası. Her gün yolcu otobüslerinin önleri kesilmekte insanlar öldürülmekte araçlar yakılmaktaydı. Yorucu tıp eğitiminin getirdiği maddi sıkıntılarda bir an evvel çalışmaya başlamasını mecbur kılıyordu. Her şeyin alt üst olduğu bütün planların yeniden yapılmasını gerektiren bir durumla karşı karşıyaydı dr aslan. Görev yerine gitmeyip uzmanlık için çalışacak ne zaman ne de maddi bir olanağı vardı.                                                                                                                                                                                                         Tıp eğitimini sürdürürken evlenmişti zaten dr aslan ve son yıllarda da İlkay adında çok tatlı bir kızı dünyaya gelmişti. Eşi Işıl da bu süreçte yüksek eğitimini tamamlamış,yeni dünyaya gelen kızından dolayı henüz çalışmaya başlamamıştı. Kızını belli bir yaşa getirene kadar da çalışmayı düşünmüyordu. Bu durumda bir an evvel görev yerine gitmekten başka seçeneği yok gibi görünüyordu dr aslanın.

    Girmek için uzun yıllar uğraştığı tıp fakültesini Konya da yakalamış yine Konya da evlenmiş ve nihayet bitti derken, hiç de düşünmediği   çok ciddi bir problemle karşı karşıyaydı şimdi. Oysa yaşadığı ve evini ailesini kurduğu Konya ve çevresinden pek çok tercih yapmıştı ama işte hiç birisi kurada çıkmamıştı. Şimdi nasıl evini ,ailesini toplayıp Türkiye nin en uzak  illerinden birinin ilçesinin köyüne gidecekti. Bu nasıl olacaktı. Ne olursa olsun ilk planda bu pek mümkün görünmüyordu. Eğer gitmeye kara verirse ki başkada bir çıkar yol görünmüyordu ,önce yalnız giderim diye düşündü sonra orada uygun bir ortam hazırladıktan sonra ailesi de yanına gelirdi nede olsa. Evet evet ilk planda aklına gelen bu fikir yapılması gereken en mantıklı yol gibi geliyordu. Öyle görünüyor ki ilk şoku atlatmıştı,durum o kadar da umutsuz değildi. Sonuçta mesleğe ilk adımı atacak ve kendi parasını kendi kazanacaktı.

      Zaten hayatı boyuncu streslerden çabuk çıkmayı öğrenmiş ,sorunları kafasında bir çığ gibi büyümeden uzaklaştırmayı becerebilmişti. Eve yaklaşırken artık iyice rahatlamış görünüyor

du  ve yapılacak şeyleri ardı ardına düşünmeye başlamıştı bile. Kapıdan içeri girdiğinde sanki herkes ağzından çıkacak ilk kelimeye odaklanmıştı

   -Ne yazık ki iyi bir haberim yok size ,dedi

   -hadi bizi meraktan öldüreceksin dedi , Işıl

   -Kars ,Arpaçay,gönülalan köyü dedi Aslan. Artık köyün adını bile ezberlemişti. İki saat önce adını bile duymadığı bu yerlerin gelecek günlerde hayatında ne kadar büyük izler bırakacağını bilemezdi elbette.

   -Ne yapmayı düşünüyorsun dedi Işıl

   -Kura salonundan eve gelene kadar ne yapacağını iki saat boyunca düşündüğü için bu soruya hazırlıklı idi  Aslan, pek fazla duraksamadan bir çırpıda ilk anda ne planladığını anlattı.

    -Hayatım bence ilk önce ben gideyim Karsa. İş yerine başlayışımı yapayım, bir ev bulmaya çalışayım. İlk maaşımı alınca da bir kamyon tutar evimizi taşıyıp, sizleri oraya aldırırım. Şu aşamada galiba yapılacak ilk şey bu gibi geliyor bana.

    – Evet bence de öyle dedi Işıl. Zaten İlkay da çok küçük şimdi bu tür bir değişikliği kaldıramaz. Sen git ,yalnız fazla havalar soğumadan bu yerleşme işini halletsek iyi olu diye ekledi

   Karamsarlık havası dağılmış yerini ,tatlı bir heyecan almıştı. Kars a gidilecek ,bir şekilde göreve başlanacaktı. Daha sonra oradaki durumlar ayarlandıktan sonra ev taşınacaktı. Yalnız

tayin yerinin köy olması sıkıntı yaratıyordu. Küçük bir çocukla onca eşya ile köy ortamında yaşam kolay olmayacaktı. Gittiği zaman mümkünse ilçe veya il merkezine tayini gerçekleşti

rebilirse ailesi için çok daha iyi olacaktı. Bütün gece yapılacaklar konuşuldu, hayaller kuruldu

ve sabah kötü başlayan gün umutlu bir gelecek hayali ile son buldu.

   Birkaç gün sonra Karsa doğru yola çıkmıştı bile. Otobüsteki en ön sıradaki yerini almış ulusal medyadan duyduğu yol kesme ve cinayetlerle gündeme gelen coğrafya ya doğru tedirgin ama korkmadan ,aklında hep gelecekle ilgili planlar yaparak yol almaya başlamıştı.

Gece giderken otobüsün her fren yapışında aniden yerinden fırlıyor  “tamam işte şimdi çıkacaklar” diye kendi kendine konuşmasına rağmen o gece hiçbir şey olmadı. Sabah Erzurum otogarına geldiğinde Doğu anadolu nun hep söz edilen soğuğunu iliklerine kadar hissetti. Mevsim yaz olmasına rağmen sabah 5 de buz gibi bir hava vardı. Artık Karsa sadece birkaç saatlik yolu kalmıştı.

    Sabahın ilk ışıklarıyla bütün gece devam eden yolculuk nihayet Kars ta son bulmuştu. İlk görev yeri ve ilk heyecan. Nihayet başlamıştı işte. Güzel bir yemekten sonra ,doğru sağlık müdürlüğünün yolunu tuttu. Ankara da geçirdiği birkaç günde köydeki tayinini Kars merkeze aldırmak içinde bir fırsat doğmuştu. Eğer her şey yolunda giderse tayinini Kars merkeze aldırarak büyük bir sorundan kurtulmuş olacaktı. İşte sağlık müdürlüğüne gelmişti. Rus mimarisinin en güzel örnekleri ile dolu Karsta sağlık müdürlüğüde yine eski bir rus yapısıydı. Çabuk gerçekleştirilen başlayış işlemlerinden sonra il merkezindeki boş bir kadroya aile durumundan dolayı tayini yapılmıştı bile.

    Sonraki birkaç günde çalışmaya başladığı 1 nolu sağlı ocağından vakit buldukça Karsı tanımaya ve bir ev kiralamak için çaba harcamaya başladı. Ama durum düşündüğü kadar kolay olmayacaktı sanki. Kars ta ev bulmak pekte kolay görünmüyordu. 1 ay geçmesine rağmen henüz uygun bir kiralık ev bulamamıştı. İşten arta kalan zamanların birinde nihayet

bir haber almıştı. Bir ev vardı ama kiracı evi 15 gün sonra boşaltacaktı. Çaresiz kabul etti ve

iyi haberi hemen Konyadaki ailesine iletti.  Ev sahibi ile evin boşaltılacağı gün için anlaşıldıktan sonra artık beklemekten başka bir şey kalmıyordu geriye.

  Günler çabukça geçti ve eşyalarını  taşıyan kamyon yola çıktı. Artık ertesi gün dr Aslan ailesi ile Karsta yeni bir hayata başlayacaktı. Fakat günlerdir hatırlatmasına rağmen ev bir türlü kiracı tarafından boşaltılmamıştı. Yarın kapıya eşyalar gelecekti ve halen evi teslim alamamıştı. Yarın kiracının evi boşaltmasını umarak beklemeye koyuldu.

     Ertesi gün Işıl ve İlkay ı karşılamak için havaalanına gitti. İlkayı çok özlemişti. Sapsarı saçları, bembeyaz teni ,bıcır bıcır sesiyle henüz 1.5 yaşında çok taktı bir kızdı İlkay. Hasretle kızını kucakladı ,Işıl ile sarıldıktan sonra Karsa doğru yola çıktılar. Işıl hemen evi sordu

    -Aslan ev ne oldu,,kiracı ile ilgili sorun çözüldümü

    -Hayır hayatım ya kiracı bir türlü evden çıkmadı,bu günde yine baskı yaptık ama adam evi bir türlü boşaltmadı

    -Ee o zaman ne yapacağız eşyalarda gelmek üzere ,sokaktamı kalacağız. Onca eşyayı nereye koyacağız.

    -Bilmiyorum bir çözüm yolu bulacağız

    -Baba evimiz yokmu dedi İlkay

    – Olurmu kızım mutlaka bir evimiz olacak

Konuşmalar sürerken aslanın kiraladığı evin önüne gelmişlerdi. Konyadan yola çıkan kamyonda verilen adrese gelmiş evin önünde bekliyordu. Aslan hemen kamyoncunu yanına giderek hoşgeldinz dedi

   -Hoş bulduk abi ,eşyaları nereye indireceğiz,dedi kamyoncu

   -Ev burası ama kiracı evi boşaltmadı şu anda eşyaları koyacak bir yer yok

 

   -Abi şakamı yapıyorsun, 1300 km yol geldim ve bir an evvel hava kararmadan yola çıkmak istiyorum. Çabuk boşaltırmısınız eşyalarınızı

   -Kardeşim bende sokakta eşim ve çocuğumla kalmaktan hoşlanmıyorum ama ne yapabilirim adamlar söz verdiği halde evi boşaltmadılar.

   -Abicim ben onu bunu bilmem,hemen bu eşyaları boşaltın yoksa ben sokağa döker giderim

Sinirler iyice gerilmişti. Bir kamyon dolusu eşya bilmediği tanımadığı bir şehir,her geçen dakika biraz daha sertleşen bir kamyoncu yoldan gelmiş yorgun bir eş ve çocuk. Derken evin karşısında ki stadyumda gençlere futbol öğrettiğini sonradan öğrendiği sevecen yüzlü orta yaşlarda , babacan yüzlü İsmail Bedel tartışmaya müdahil olur.

-          Hayırdır,bir sorunmu var

-          Ben Dr.Aslan,arka sokaktaki sağlık ocağında çalışıyorum. Bu evin ikinci katını tutmuştum. Söz verdikleri halde boşaltmadılar. Eşyalarım ve ailem bugün geldi ve biz ortada kaldık. Ne ev sahibine nede kiracıya ulaşamıyoruz

-          Ben burada oturan kiracıyı tanıyorum. İsterseniz çağırayım gelsin

-          Çok memnun olurum. Kamyoncuda nerdeyse kavga çıkaracak

Artık kamyoncu , Işıl, İlkay ,İsmail hoca ve Dr Aslan hep birlikte ev sahibini beklemeye koyulmuşlardı. İsmail hoca öğrencilerinden birini kiracının eşini çağırmaya yollamıştı. O arada evin yanındaki tek katlı köy evinden çıkan iki yaşlı kendilerine doğru yürüyordu. Kalın camları olan gözlükle her an düşecekmiş gibi yürüyen adam yaşlı kadının koluna tutunarak zar zor yürüyordu. Onlarda olayı öğrendikten sonra İlkay ve Işılı evlerine davet ettiler. Bu arada kiracıda eve gelmişti.

   -merhaba yenge hanım ,doktor bey evi kiralamış ama ev sahibi yok ortada. Eşinizin bu konudan haberi varmı acaba dedi, İsmail

   -evet biz evi bışaltacaktık ama taşınacağımız evin tadilatı henüz bitmedi ve bir haftadan evvelde çıkamayız

   -nasıl olur bu ,evin en az 1 hafta önce boşaltılması gerekiyordu,evin kirasını bile verdim dedi,sinirli bir şekilde Dr aslan

   -yenge hanım eşiniz Tevfik beyi ben tanırım oda gençlik spor müdürlüğünde çalışıyor. duruma bakılırsa ciddi bir anlaşmazlık var ortada. Doktor bey ailesi ile ortada kaldı,bir şeyler yapmamız gerekiyor galiba dedi İsmail

   -kızgınlığı iyice artmış olan kamyoncu tekrar söze girerek “şimdi hemen eşyaları boşaltıyorsunuz kardeşim yoksa eşyalarla birlikte geri dönerim” diyerek son uyarısını yaptı

   -ismail stadyumun yanındaki yaşları 13 ile 16 arasındaki öğrencileri çağırarak kamyondaki eşyaları iki katlı evin bahçesine indirmelerini söylemesiyle birlikte hareket geçen çocuklar adeta çin ordusu gibi kamyona giriştiler. Her biri bir eşyanın  ucundan tutarak kamyonu birazda özensiz bir şekilde boşaltmaya başladılar. Aslanın bu saatten sonra eşyaların ne kadar özenli indirileceği ile ilgilenecek vakti kalmamıştı. Kadın eşini bulmak için uzaklaşırken ,çocuklar büyük bir hızla eşyaları evin bahçesine indirmeye devam ediyorlardı. Bir saatlik bir sürede tüm eşyalar bahçeye indirilmiş,sanki bir depremden çıkmış gibi oraya buraya savrulmuş vaziyette yığılmıştı. Saatler sonra Tevfik bey gelmişti. İsmail bedel,Tevfik bey

ve dr aslan bir araya gelmişti,söze önce Tevfik bey girdi.

  -valla ev sahibi bize mutlaka şu gün çıkın diye bir şey söylemedi. Zaten bizim taşınacağımız evde de işler biraz uzadı.

  -tevfik kardeşim bak sana bir teklifim var dedi İsmail bedel. Sen bir odanı bize aç biz şu ortalıktaki eşyaları oraya koyalım , senin bir hafta sonra işin bitip evi boşaltınca doktor bey evini kurar.

   -olur dedi,Tevfik ve en evin az eşya olan odalarından birini boşaltarak anahtarı doktor aslan a teslim etti.

   Dr Aslanın yapacak başka bir şeyi kalmamıştı. Çaresiz çin ordusu gençler bahçeye yığdıkları eşyaları bu seferde odaya yerleştirdiler. O günden sonra dr aslan ile İsmail bedel arasında büyük bir dostluk başladı.

    Bu arada minik İlkay evine odasına yerleşme hayalleri kurarken ,yaşlı Hüseyin amca ve karısı Fatma ile kırık dökük komşu evinde sohbet etmekteydi. Yaşlı karı koca o gece dr aslan ı evlerinde misafir ettiler. Burası kırık dökük ,iki odalı ,karanlık bir köy eviydi. Eşyalar geç saate kadar taşındığı için o gece orda kalmışlar ve yoruldukları için erkenden yatmışlardı. Ertesi gün küçük İlkay hemen ortama alışmıştı bile. Ortalıkta bıcır bıcır geziyor,sokakta annesiyle dolaşıyordu. O gün küçük İlkay hafif ateş iştahsızlık ve bir iki defa kusma belirtileri göstermişti. Dr aslan bir iki antibiotik ve ateş düşürücü getirerek tedaviye başlamıştı.Ertesi  akşam hekimevinde  bir oda ayarlayarak ailecek oraya geçtiler. Eşyalar giyecekler her şey kiraladıkları evin bir odasında hapsolmuştu . Bavullarını bile açamamışlardı. İkinci günün akşamında İlkayın yüksek ateş bulantı kusma ishal ile başlayan şikayetleri bütün gece sürdü. Ertesi gün dr aslan ilkayı hastaneye götürür. Önlenemeyen bir ishali ve tedaviye cevap vermeyen kusma ateş şikayetleri ile çocuk uzmanı tarafından yatırılmasına karar verilir. Her şey o kadar hızlı ilerliyordu ki yetişmek mümkün olmuyordu. Birkaç gün geçmişti ve eşyalarını bile görememişlerdi daha,kaç günlük elbiseleriyle ortalıkta gezerken şimdide kendilerini hastanede bulmuşlardı. Daha neler olacaktı kim bilir. Kendilerine tahsis edilen en iyi odaya kızlarını yatırmak için girdiklerinde yatağın üzerinde yatan kedi lütfen ağır ve miskin hareketlerle yerinden kalkıp yerini kızına verdiğinde dr aslan buna bile tepki gösteremeyecek kadar endişeli ve yorgundu. İlkay da çok yorgun görünüyordu. O cıvıl cıvıl

sarı saçlı,neşeli kız gitmiş yorgun ve zayıf bir sesle etrafına seslenmeye çalışan kesinlikle yemek yemeyen kız gelmişti. Hava yavaş yavaş kararmaya başlamıştı. Serum ve antibiotik tedavisine hemen başlayan doktor endişe edilmesine gerek olmadığını bunun sık rastalanan bir ishal vakası olduğunu söylüyordu. Beklemekten başka yapacak bir şey yok gibi görünüyordu. Son üç dört günde olanlara inanamıyordu dr aslan. Evinde ailesi ile başlamayı umduğu güzel günlerin hayalleri şöyle dursun,daha oturacakları bir evleri bile yoktu,eşyalarını bile daha göremeden bir odaya tıkmışlardı. Kızları ne olduğu belli olmayan bir hastalığa yakalanmış ve şimdide bir hastane odasına hapsolmuşlardı adeta. Dr aslan hastane bahçesine her girdiğinde hayatında daha önce hiç görmediği sayıda karganın ağaçlarda tüneyip hep bir ağızdan korkunç bağrışlarını dinledikçe irkiliyordu adeta. Bu kadar çok karga nerden gelmiş ve kara kara tüyleriyle hep bir ağızdan uğursuz uğursuz niye bağırıyorlardı.

    Bütün gece devam eden tedavi hiçbir şekilde sonuç vermiyordu. Sabahın ilk ışıklarıyla kızlarının düzeleceği umudu yerine umutsuzluğa bırakmıştı. Ateş ,ishal ve ona bağlı su kaybı verilen onca seruma ve ilaca rağmen hiçbir düzelme göstermiyordu. Bütün gün yapılan tetkiklerde herhangi bir şüpheli mikrobu açığa çıkarmamıştı. Doktoruyla yaptığı konuşmada

da ,herhangi bir yeni tedavi düşünülmüyordu. Akşamın karanlığı ve kargaların uğursuz bağrışları ile zor bir gece başlıyordu yine. Dr aslanın aklına ilk defa tatlı kızı İlkay ı kaybetme ihtimali geldiğinde ,yaşadıklarının bir kabus olmasını dilemişti ama İlkay her geçen saat kötüye gidiyordu. Akşam saat 10 geliyordu 2 gündür hastanede olmalarına rağmen İlkay hiçbir şey yemiyor ateş ve ishal bir türlü gerilemiyordu. Karşı odadaki çocuklardan birinin hayatını kaybetmesi ,dr aslanı iyice tedirgin etmişti. İlkay a baktı, ve artık İlkay konuşmuyor zayıfta olsa cevap bile vermiyordu. Kolundaki serum artık gitmiyordu. Başka yollar denemek için başına gelen hemşireler kızının altın sarısı saçlarını kazımaya başlamışlardı. Damar kalmamıştı serum vermek için. Dokunmaya kıyamadığı güzel kızının başına iğneler girip çıkıyor ve o hiç gözünü bile açmıyordu. Bu manzara dr aslan a birtek şey ifade ediyordu kızı artık şoka giriyordu ve bir daha uyanmama ihtimali vardı. Kalbi çok zayıflamıştı,nefes alıp almadığından bile emin olamıyor ,bunun için kızına iyice eğilip emin olmaya çalışıyordu. Allahım dedi kendi kendine,bu ne şimdi,evim yok barkım yok,günlerdir uyuyamadık,şimdi birde hayatımızın en değerli varlığını mı kaybedeceğiz. Artık karşı odadaki hastalarda onlara umutsuz umutsuz bakmaya başlamışlardı. Hayır bir şeyler yapması gerekiyordu. Orada  öylece kızının ölmesini bekleyemezdi. Hemen doktorunu aradı ve kızını Erzurum a götüreceğini söyledi. Zaten günlerdir bir şey yapıldığı yoktu. Doktordan hemen bir ambulans ayarlamasını istedi.

    Odada ise çok hüzünlü bir hava vardı. Işın ağlamaktan yorgun düşmüş gözleri ile kızından bir kelime bir ses duyabilmek umuduyla sürekli İlkay ile konuşuyordu.

   -kızım ne olur annene bir şeyler söyle, hadi aç gözlerini güzel kızım.  Güzel kızım ne olur İlkayım benim diye çaresizce konuşuyordu. Ama İlkay artık çok derin bir uykudaydı. Konuşmak gözlerini açmak şöyle dursun artık kalbi bile çok zayıflamıştı.

     Bu arada ambulans başında ise şöförler arasında görev tartışması sürüyordu. Hiç birisi gece karakurt boğazından geçmek istemiyordu. Çünkü yollar gece güvenlik gerekçesiyle kapatılıyor acil durumlarda izin veriliyordu. Ambulans sürücüleri hayatlarını tehlikeye atmaktan ,ve bir terorist grubla karşılaşmaktan korkuyorlardı. Sonunda bir tanesi sıranın kendisinde olduğu konusunda ikna oldu ve araç hazırlandı.

    İlkay 2 gündür yattığı ve artık şuurunun tamamen kapandığı yatağından sedyeye yavaşça alındı. Son birkaç iğnesi yapıldı. Koridorda herkes ağlaşıyor küçük tatlı kız için dualar ediliyordu. Çucuklarının başında bekleşen refakatçı anaların “Allah yardımcınız olsun” dilekleri ile ama umutsuzca yolcu ediyorlardı. Dışarıdaki buz gibi havaya aldırmadan dr aslan kızını ambulansa koyulmasına yardımcı oldu. Önlerinde 2 saatleri vardı. 1 ambulans şoförü Işıl,İlkay ve dr aslan. Hemşire bile yoktu nakilde. Hiç kimse cesaret edip bu göreve gitmiyordu. Onları suçlamıyordu elbette. Sonunda şoförlerden bir tanesi görevin kendisinde olduğunu kabul  etti ve yol çıktılar. Anne ve baba dışında kim her şeyi göze alıp giderdi ki o yola. Ambulans hastane bahçesinden ayrıldığında yaşlı komşularına uğrayıp bir battaniye almak geldi akıllarına ve ambulansı oraya yönlendirdiler. Kapıda ambulansı ve dr aslanı gören yaşlı

çift olan biteni anlamaya çalışıyorlardı

 

-          Dr bey ne oldu nereye böyle ,dedi Hüseyin amca

-          Hüseyin amca İlkay çok hasta atlatamadı bir türlü onu Erzurum a götürmeye karar verdik

-          Dr bey bu saatte yollar tehlikeli sabahı bekleseydiniz

-          Yok Hüseyin amca sabahı bekleyemeyiz ne olursa olsun götürmeliyiz ,onu hava çok soğuk yolda ne olur ne olmaz ,bir tane battaniye verirmisiniz

-          Tabi bekle getirsin Fatma teyzen

-          Sağolasın Hüseyin amca

Bir iki dakika sonra Fatma teyze 1 battaniye ile dr aslan ın yanına geldi,battaniyeyi verirken de tavsiyelerde bulunmayı unutmadı.

-          Al dr bey battaniyeyi. İnşallah kızına bir şey olmaz,ama kızını kaybedersen de fazla üzülme daha gençsiniz nasılsa bir tane daha olur.

Yaşlı kadının sözlerini işittiğinde dr aslan adeta balyozla kafasına vuruluyormuş gibi hissetti kendisini. Bir an için donakaldı.ne diyordu bu kadın,ne kaybetmesi ne ölmesi. Ne kadar rahat konuşabiliyordu biricik İlkay ı için. Evet tamam İlkay son 12 saatdir konuşmuyordu gözünü bile açmıyordu,etraftakiler umutsuz gözlerle bakıyorlardı ama olamazdı böyle bir şey. Evsiz eşyasız kalmıştı,son 5 gündür orda burada yatıp kalkıyor ,tanımadığı bir şehirde hayatını kurmaya çalışıyordu ama kızını kaybetmek bu da ne demek şimdi. Hemen battaniyeyi aldı ambulansın kapısını açtı içerde kızının başında günlerdir perişan halde umutla bekleyen ışıla verdi. İlkay hala hiçbir tepki vermeden öylece yatıyordu.

  Yaşlı çiftle vedalaştıktan sonra nihayet saat 12 ye doğru araç yola çıktı. Dr aslan önde şoförün yanına oturdu. Daha birkaç kilometre gitmişlerdi ki şehrin çıkış kavşaklarından birinde, üzerindeki kıyafetlerden polis özel harekat timinden olduğu anlaşılan polisler tarafından araç durduruldu. Bir eliyle durmasını istiyordu ambulansın ,diğer eliylede sağa çekmesini. Allahım bu aksiliklerin hiç sonu gelmeyecekmi diye düşündü aslan. Çok değerli vakitlerini kaybediyorlardı sürekli. Sağa yanaşan ambulanstan önce aslan fırladı. Yolun görünmeyen kısımlarında bir sürü tim elemanı olduğunu fark etti ve kendilerini dururdan tim elemanına doğru yöneldi.

-          iyi geceler hastamı var diye önce davrandı polis

-          evet ben dr aslan araçtaki hasta benim kızım. Hayati tehlikesi var benim onu acilen erzuruma götürmem lazım dedi dr aslan

içinden acaba bu tim bize eskortluk yaparda yol güveniğini biraz olsun sağlar mı diye de düşünüyordu.

-          dr bey geçmiş olsun .ama size izin veremeyiz. Bu gece gidemezsiniz

-          nasıl yani diyebildi aslan

-          yolda şu an çatışma var, sizi göz göre göre o çatışmanın içine sokamayız

-          memur bey anlamadınız galiba.arkadaki hasta benim kızım ve bir şeyler yapmazsam ölebilir,banane çatışmadan

-          dr bey sizi anlıyorum ama bizede kesin emir verildi şu anda yolda çatışma var ve sivil ve acil araç trafiğine kapalı şu anda yol

-          bakın biz gideceğiz bizi vuracakmısınız

-          dr bey hastanızı görebilirmiyim

dr aslan ambulans ın arkasına geçerek kapıyı açtı ,ambulansın yanına yanaşan özel tim polisi göz ucuyla baktıktan sonra

-evet doğru hastanızın durumu kötü gözüküyor ama yinede size bu izni veremem dedi

Hava o kadar soğuktu ki kapısı açık ambulansın önünde devam eden tartışmanın sıcaklığından kimse buna aldırmıyordu. Dr aslan artık gücünün sınırlarına gelmişti. Elinde otomatik silahı ile gecenin karanlığında bir görevli çıkmış gidemeyeceğini söylüyordu. Kızını göz göre göre kaybediyordu. Allahım eğer bir mucize hakkım varsa kullanmak istiyorum dedi, soğuk gökyüzüne bakarak. Daha sözünü bitirmeden ambulansın açık olan kapısından bir ses işitti

-          baba,baba

arkasından gelen bu ses acaba derken tekrar işitti

-          baba nerdeyiz

aslan arkasını döndüğünde gözlerine inanamadı. Küçük ilkayı gözlerini açmış babasına sesleniyordu. Anne ışının gözlerinden yaşlar dökülüyor kızına sarılıyordu. Dr aslan elinde olmadan özel tim polisine sarılmış,ambulans şoförüyle sarmaş dolaş olmuştu. Hemen hastaneye geri döndüler. Ambulansın hastaneye geri döndüğünü görenler korkunç sonun gerçekleştiğini düşünerek geri dönüldüğün emin endişeli gözlerle ,ne olduğunu sormaya korkuyorlardı. Aslan hemen güzel haberi vererek tekrar odalarına çıkıp sabahı beklemeye başladılar. Dr aslan bütün gece olan biteni tekrar tekrar yaşadı. Bu dünyada mucize diye bir şey olmadığını düşünürken,mucizenin en sade insanların bile yaşayabileceğini çok acı birkaç gün ile öğrendi. Bu dünyada herkesin bir mucize hakkı vardı

 

 

not: İlkay ertesi gün uçakla acil olarak Ankara ya götürüldü. Ankarada özel bir hastanede 3 gün sonra sağlığına yeniden kavuştu.1 ay Konyada kendisini toparlamak için kaldı. Dr aslan kars a döndüğünde o evi tutmaktan vazgeçti. O evde hiç oturmadı. Merdivenleri bile tamamlanmamış bir apartmanın 6 .katını tuttu. 1 yıl sonrada lojmana çıktı. Bir yıllığına geldiği karsta tam 6 yıl kaldı. İlkay okula kars ta başladı. O günden bu yana hasta olmadı. Sık sık düşüp kafasını kırması hariç. Bu gün üniversiteye hazırlanıyor

4 Yorum “Her insanın bir mucize hakkı vardır-Gerçek bir olay-Kısa Hikaye”

  1. Ramazan diyor ki:

    Bu mucizeye yakın bir mucize de biz yaşadık. Kardeşim ölümden döndü. Ama o havele geçiriyordu. 1 günde olup biter bazen herşey… Bazen günler sürer… Ama mucize bir anlıktır. Hikayenin kahramanlarının yazınızdan haberi var mı?

  2. Dr. Atilla BARKAN diyor ki:

    evet.kahramanları hala çok yakınımızda.

  3. Ayça B. diyor ki:

    :) :)

  4. Ramazan diyor ki:

    Değerli hocam, bu olay sizin başınızdan geçmiş ve siz isim değişikliği yaparak kısa hikayenize uyarlama olasılığınız var mı?
    Yani sizi başınızdan geçen bu olay kadar yakından tanımasamda bir an da bu kadar olayı net bilmeniz garibime gitti. Bence bu olay tamamen sizin kendi hayatınızda başınıza gelmiş mucizelerden bir tanesi… Hissediyorum… Yoksa yanılıyor muyum?….

Yorum Yap,Fikrini Paylaş

Yazdığım yorumun bu sayfada yayınlanmasında sakınca görmüyorum...