4 Ağu 2009

Hong Kong

Yazar: Dr. Atilla BARKAN | Kategori: Seyahat
Facebook'ta Paylaş

1 (3)Seyahatname

“yediğin içtiğin senin olsun bana gördüklerini anlat”.Pek çoğumuz bu cümleyi duymuştur yada bir şekilde sohbete onunla başlamıştır.Dostlar burada anlatacağımız gezi notları ile,gezip gördüğümüz yerleri de,oralarda yediğimiz içtiğimiz şeyleri de anlatacağız.Bu tatlı sohbet tarzında yazılarımızla görenler için hatırlama,görmeyenler için,gitmeyi planlayanlar için kafalarında bir fikir oluşturmayı amaçlıyorum.

  Bilinen ilk kadın firavun Hatşepsut un keşfetme arzusu ile başlayıp,heredot,marco polo,ibni batuta,James cook,amundsen ile günümüze kadar gelen yeni yerleri keşfetme heyecanını içimde hissettiğim ilk yaşı 16 olarak anımsıyorum.Ankara da yaşayan herkes çadır deyince nereden bahsettiğimi hemen anlar.Bugün olduğu gibi 1982 de de,çadırcıların mekanı opera binasının karşısından Ankara tıp a çıkan yokuşdaydı. Kılıfına yerleştirip sırtıma aldığım çadır ve ayağımdaki bez espadril ayakkabı ile bir sebze kamyonunun gürültülü ön koltuğundan otostop ile başlayıp,2007 de dünyanın en iyi havayolu şirketlerinden olan Singapur Airlines ile yaptığım uzakdoğu  seyahatine kadar sayısız gezi ve macerayı burada paylaşacağız. Dünyanın öbür ucuna gittiğimde uçaktan inerken soluduğum havanın, ülkemdeki havadan farklı olmaması en çok merak ettiğim saçma ayrıntılardan biriydi. Yıllardır ülkemdeki oksijen ile kafamızda oluşturduğumuz sınırlar ötesindeki ülkelerin oksijeni farklı  gibi gelmişti sanki bana, oysa dünyamız ülke sınırlarını tanımıyor.

1 (2)Türkiye ve üzerinde yaşadığımız toprak parçası dostlar, inanılmaz bir coğrafya o kadar değerli bir toprak parçası ki, tarih desen tarih, coğrafya desen coğrafya, tarihi ile doğal güzellikleriyle, kültür çeşitliliği ile birbirinin benzeri en az 10 gezi programını daha Tv’lere taşıyabilecek kadar zengin. Farkında mısınız son yıllarda ne kadar çok Türkiye konulu belgesel üretildi.Gezelim görelim programında bile geze geze, göstere göstere biteremedi yıllarca sevgili Nuray Yılmaz. Coşkun Aral, Tayfun Talipoğlu hep bu ülkenin yüzeyleri değişen renk küp oyunu gibi farklı yüzlerini tanıttılar bizlere. Onların o doyumsuz Türkiye belgesellerinden, sulu taklitlerine kadar pek çok Türkiye belgeseli üretildi bu ülkede.

Arkadaşlar bu ülke Bodrumdan, Çeşmeden, Uludağ’dan ibaret değil. Yaz aylarının sirki Bodrum ve Çeşmede, kış ayının sirkide Uludağda kuruluyor biliyorsunuz. Palyaçolar, cambazlar, aslan terbiyecileri, fok balıkları, akıllı ponpon köpekler hep aynı sadece yaz aylarında  sahne Bodrum ve Çeşmede, kışında Uludağ’da kuruluyor. Bu nedenle bu gezi notlarında artık herköşesini ezbere bildiğiniz Bodrum, Çeşme ve Uludağ’dan bahsetmeyeceğim. Pek çok kez görmeme rağmen buraları size bırakıyorum. Hadi şimdi biraz gezelim.

HONG-KONG 2007

Arkadaşlar İstanbul’dan Singapur Airlines a ait dev uçak görülmeye değerdi. Yerel kıyafetleriyle çekik gözlü Uzakdoğulu hosteslerin güler yüzüyle karşılanıyorsunuz. Bir gün giderseniz mutlaka yanınıza kapşonlu ve kalın bir kıyafet alın. Çünkü uçak çok soğuk oluyor.

1Biraz uçak yolculuğu ile ilgili konuşmak  isterim. Her şeyden önce dediğim gibi sıkı giyinin yaz diye şortlarla falan uçağa binerseniz size dağıtılan battaniyeler bile işe yaramayabilir. Yanınıza mutlaka uyku ilacı alın yemekten sonra bir tane içip uyuyun ki saat farkından dolayı sersem olmayın. Bizim bindiğimiz uçak 1,5 saat Dubai’de mola verdi. Dubai’ye kadar olan yemek menüsü ve Dubai’den sonraki yemek menüsü farklıydı. Özellikle İstanbul- Dubai arası menüdeki etli gulaşın tadı bir harikaydı. Meyve ve tatlı ikramları ve içtiğim kırmızı şarap gerçekten çok güzeldi. Uyku ilacı almazsanız gidene kadar demlenebilirsiniz. Her türlü alkollü içecek serbest ve ücretsiz çünkü. Ben uyumayı tercih ettiğim için içki ikramlarını ne yazık ki kabul edemedim. İçki kullanmıyorsanız her yolcunun kendine ait koltuk arkası ekranında oyunlar, Tv yayınları, filimler, radyo yayınları ve Gprs destekli coğrafi konumunu gösteren haritayla vakit geçirebilirsiniz. Dubai’de Free shoplarda özellikle alkollü içecekler Türkiye’ye göre aşırı ucuz. Gelirken yanınızda getirmenizi tavsiye ederim. Arabistan çölünü yukardan izlerken o muhteşem çöl manzarasından etkilenmemek imkansız. Sonsuz gibi görünen son derece güçlü, bir o kadar gizemli, tehlikeli ama cezp edici olağanüstü kum tepelerinden oluşan manzara görülmeye değerdi. Hindistan üzerinden ve Hint okyanusundan geçerken gece olduğu için anlatacak bir şey yoktu ne yazık ki. İlacımızı içtik ve uyuduk. Gözümü açtığımda Uzakdoğu’nun palmiye ormanı alabildiğince uzanıyordu aşağıda.  Küçük göletler, girintili çıkıntılı koylar ve yeşil bir örtü ile kaplı palmiye ağaçları hepsi aşağıda görünüyordu işte. İstanbul’da saat 14.00’da başladığım yolculuk sabah 07.00’da Singapur’da sonlandı. Dünyanın en güzel ve büyük havaalanlarından Cangi havaalanındaydık artık. Ama burayı sonra gezeceğimiz için transit olarak beklemeden başka bir Singapur uçağı ile Hong-Kong’a hareket ediyoruz. Yine meyvelerle bezenmiş sabah kahvaltısı gerçekten çok güzeldi. 4,5 saatlik bir yolculuktan sonra Hong-Kong’a varıyoruz. Hong-Kong muhteşem bir şehir. Pek çok adadan oluşmuş çağın çok ötesinde modern, ama aynı zamanda sıcak, cıvıl cıvıl hareketli bir şehir. Yer sıkıntısından dolayı binalar olabildiğince yukarı uzanmış. Neredeye 15 kattan daha alçak bina yok. Yollarda hiç kaldırım göremedim. Yaya yolu ve otomobil yolları hemen hemen aynı seviyede, sadece hafif bir yükselti farkı var ama kaldırım yok. Boşu boşuna bekleyen trafik polisi de  hiç görmedim.  Trafik çok yoğun olsa da kurallar çiğnenmek için değil orada. Kavşaklara yaklaşırken yollara döşenmiş sensörler var. Bu sensörler üzerinden geçen otoları sayarak trafik lamlarının ancak gerektiği kadar yanmasına neden oluyor. Otelimiz Kowlon adasında international BP hotel. Dünya ticaret merkezine çok yakın. Gece bir tekne lokantasında başlıyoruz. Ben yemeğe suşi ile başladım. Soğuk, hafif ekşi, pembemsi görünümde kalın bir salam dilimi gibiydi. Ama yarını ancak yiyebildim. Pirinç pilavını görüp de sakın ‘oh be işte ben bunu yerim’ derseniz hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz. Çünkü pirinç lapaya yakın bir kıvamda farklı bir lezzette ve plastik sertliğindeydi. Kısacası pirinç pilavını da yiyemiyorsunuz. Domuz etli yiyecekler çok yaygındı masada.  Domates çorbası güzeldi. Tatlıları da zengindi. Ama öyle baklava, tulumba, kadayıf vb. beklemeyin. Hep kremalı tarzda tatlılar yapıyorlar. Meyveler sofranın en zengin tarafı hep olduğu gibi. Hong-Kong’da asıl yemek zenginliği sokaklarda. Öğrendiğimiz kadarıyla evde yemek yapma alışkanlıkları yok. Herkes sokaklarda bir şeyler yeme çabasında. Her yer tıklım tıklım dolu. Deniz ürünlerinde ki çeşitlilik baş döndürür tarzda ancak ne yazık ki çok sağlıklı olsalar da biz onları tadacak cesareti bulamadık kendimizde. Ayrıca kabuklu, antenli, kırmızı, yeşil, yumuşak çeşit çeşit ürünleri çerez niyetine tüketiyorlar. Ama genelde haşlanmış deniz ürünleri ön planda. Gündüzleri mutlaka çift katlı otobüslere binip şehir turu yapın.

Ocean park gezilebilecek güzel bir yer ama aynısından her yerde olduğu için tercih etmeyebilirsiniz. Fakat Ocean park içerisindeki telefirik gezisi Hong-Kong’un koylarının kuşbakışı manzarası çok keyifli Victoria tepesine mutlaka çıkın. Panoramik Hong-Kong manzarası en güzel oradan izlenebiliyor. Susadığınız zaman su ile buz gibi biranın aynı fiyat olduğunu bilin. Her ikisi de 70 Hong-Kong doları. Özellikle Evian marka pet sular çok pahalı. Sigara da pahalı. Bir paket sigara yaklaşık 10 US doları filan. Tropikal meyveler ucuz ama bizim bildiğimiz meyveler çok pahalı (Kiraz, elma falan el yakıyor, ama muz ucuz). Taksiler ucuz kırmızı ve yeşil olanları var, ama bunlar bizim memlekette ki gibi el ettiğiniz her yerde durmuyorlar. Duraklardan bineceksiniz ayrıca duraklarda sıraya gireceksiniz. Şişman insan neredeyse göremedim diyebilirim. Ekmek kültürleri gelişmemiş. Genelde fastfoodlar da derin çanak tarzı kaplarda haşlanmış deniz ürünleri ve sebze karışımlarını çok fazla tüketiyorlar Hong-Kong için ışık çok önemli. Kırmızı, mavi, yeşil tüm canlı renkleri bol bol kullanıyorlar. Yazlar neredeyse hep kırmızı neon lambalarla renklendirilmiş. Sonuç olarak diyebilir ki Hong-Kong bu dünya üzerinde yaşanılacak en güzel kentlerden birisi olmayı hak ediyor.

Yorum Yap,Fikrini Paylaş

Yazdığım yorumun bu sayfada yayınlanmasında sakınca görmüyorum...