Uzayda insan olmak(07.04.2011)
Yazar: Dr. Atilla BARKAN | Kategori: BilimFacebook'ta Paylaş
Yeni bir insan türü yaratmak. Yada şartlar değiştiği zaman yeni bir türe dönüşmek. Dünyada türlerin fiziksel yapılarının gelişmesinde yer çekiminin çok büyük bir rolü vardır. En azından karasal yaşam bakımından. Karalarda yaşayan tüm canlılar, yerçekiminin şekillendirici etkisi ile karşı karşıyadır. Şimdi diğer canlı türlerini bir kenara bırakıp, insan türü için bu yerçekimi etkisinin olmadığı bir yer tasarlayacağız.
Evrendeki bütün yıldız ve gezegenler,kütle ve yoğunlukları ile orantılı olarak uzay zamanı bükerler. Yani kendilerine has bir çekim alanı oluştururlar. Bu kuvvetlerin, bir birleri ile etkileşimleri bir dengeye vardığında sistemler oluşur ve o gezegenin üzerinde yaşam varsa ,üzerindeki canlı türleri bu çekim kuvvetlerinin etkisine göre şekillenirler ve uyum sağlarlar. Dünyanın da uzayda yarattığı bu kuvvetler ,merkezde toplandığı için diğer gezegenler gibi şekli yuvarlaktır ve üzerindeki canlılar bu yerçekimi dediğimiz kuvvetlerin etkisi ile şekillenmiştir. Onun için sulardaki yaşam,karalardan çok farklıdır. Çünkü suyun kaldırma kuvveti yerçekiminin etkisini büyük oranda ortadan kaldırdığı için ,sulardaki canlı türleri karalardan oldukça farklıdır. Bunun hemen en belirgin örneklerinden biri balinalardaki büyük farklılıktır. Yerçekiminin etkisinden kurtulmuş bir canlı türünün, karadaki akrabası olan sığırlardan ne kadar farklı bir görünüme bürüneceğini göstermesi bakımından olağanüstü bir örnektir balinalar. Temelde aynı türden olan iki canlının ,çevresel etkiler değiştiğinde nasıl farklı bir türe dönebileceğinin güzel bir örneğini oluştururlar. Şimdi türler arası farkların oluşumunda geriye gitmeden ,ileriye dönük bir tür nasıl yaratırız onu hayal edelim isterseniz.
İnsan türünü örnek olarak kullanmaya ne dersiniz.? Sadece hayal edeceğiz ve çevresel etkenleri değiştireceğiz. Yeni çevremiz uzay boşluğu olacak. Uzay boşluğunda ,yani yerçekimsiz ortamda yaşamak ,şu an için mümkün değil. Ama biz nesiller boyu yaşamın mümkün olduğu,büyük ,çok büyük bir uzay platformu düşüneceğiz. İçersinde binlerce yıl nesilleri yaşatmaya yetecek ,kendi kendini yenileyen bir eko-sistem oluşturulduğunu düşünün. Bu ortamda, şu an için ,canlı bedenlerimize zararlı olan yüksek radyoaktivite sorununun çözüldüğünü varsayalım. Bugünkü bedenlerimizin en önemli uzuvlarından bacaklarımız bir anda üzerlerine uygulanan kilolarca yükten kurtulacaklardır. Bunun ilk etkisi kas ve kemik sistemimize olacaktır. Bugünkü kaslarımız ve kemiklerimiz yerçekiminin etkisine karşı koyacak şekilde güçlenmiş ve biçimlenmiştir. Fonksiyon görmeyen bir organ kısa sürede gerileyecek ve sonraki nesillerde de kromozomlarda ilgili gen varlığını sürdürmesine rağmen, inaktif kalarak bacak çıkarttırmayacaktır.
Şimdi bu durumda ,bacakları olmayan-yürümesi gerekmediğinden ve bacaklar üzerindeki ağırlık kalktığı için-bir bedenimiz olmuş oldu. Devam edelim. Kollarımız yine kaslarıyla,kemikleri ile yerçekiminin etkisinde gelişmiştir. Örneğin 2-3 mt uzunluğunda kollarımız neden yok. Çünkü kollarımız 3 mt olsaydı çok ağır olurdu ve taşıyamazdık ve fonksiyonu olmazdı. Ama artık uzaydayız ve ağırlık sorun değil. Dolayısı ile hem ağırlık taşımayan hem de ağırlığı üzerinden kalkmış olan kollarımız gittikçe uzayıp ,kasları mümkün olan en düşük hacme gerilediği için metrelerce uzun adeta bir ip gibi uzayan kollarımız olacaktır. Vücud kitlesi %80 azalmış olan bu yeni insanımızın enerji ihtiyacı da azalmış olacağından artık her gün üç öğün beslenmesine ve uzun gastrointestinal sisteme ihtiyacı kalmayacağından batın organları da bir avuç yer kaplayacağından ,beden yapısı da küçülecektir. Bizi dış ortamdaki tozdan,sıcaktan,soğuktan,mikroplardan koruyan ve vücud ısısının korunmasında da hayati fonksiyonu olan derimiz,saydığımız dış ve iç etkenler büyük ölçüde ortadan kalkacağından daha ince ve yarı saydam bir yapıya dönecektir. Pigmentasyonu doğal olarak ortadan kalkacaktır. Dış etkenlerin yıpratıcı etkilerinin azalması ve enerji kullanımının ve ihtiyacının azalmasının en net etkisi yaşam süresinin artması üzerine olacaktır. Bu yeni bedensel yapının davranışlarımız üzerine olan etkilerinden biri ,fiziksel şiddet ve kavga eğiliminin azalması olacaktır. Çünkü yeni fiziksel yapıda ,fiziksel eylemden ziyade düşünsel yeteneklerin artması şeklinde bir eğilim ortaya çıkacaktır.
Sonuç olarak şekillenen yeni tür insanımızı,şöyle tarif edebiliriz. Bacakları olmayan,belden üstü oldukça küçülmüş,kolları 2 mt kadar uzamış ve adeta bir ip gibi uzamış,kemikleri kıkırdak kıvamında yumuşamış ve esnekleşmiş,cildi zarlaşmış ve son derece incelerek parşomenleşmiş,kafası büyümüş,gözleri irileşmiş saçları dökülmüş bir tür insan. Elbette burada hayal ettiğimiz ileriye dönük evrimsel tahminin, gerçekleşmesi yüksek bir olasılık değil. Belkide uzayın acımasız ve aşırı şartları bu tür bir evrimsel değişime izin vermeyecek. Ama dünyamızdaki bazı aşırı şartlara uyum sağlayabilmiş canlıların keşfedilmiş olması, kainatta imkansız diye bir şeyin olmayacağını bize gösteriyor. Yüce yaratıcı öyle bir şifre yaratmış ki ,tıpkı bir oyun hamuru gibi şartlar neyi istiyorsa o’na değişebilen bir ana canlı formu. İşte bu da ,benim anladığım yüce yaratıcının evrim anlayışı.
Yorum Yap,Fikrini Paylaş